Kriz değil o!.. Dijital medeniyetlere geçiş çağının başındayız!
4003 görüntüleme
Bu içeriği paylaşabilirsiniz >
Facebook
Twitter
Linkedin
Google+
Pinterest

Kriz değil o!..
Dijital medeniyetlere geçiş çağının başındayız!..

Uzunca bir süredir, en azından son 7-8 yıldır; aslında her biri, herhangi başka bir ülkede çok daha ufak çapta olsalar dahi büyük sarsıntı geçirttirecek irili-ufaklı, genel tanımlama itibariyle “krizlerle” ilerliyoruz…

Ergenekon, Balyoz, emperyal güçler vasıtası ile terör örgütlerinin içimize, sınırlarımız sızarak hatta yerleşerek büyük ekonomik, sosyolojik, psikolojik, teknolojik ve ekolojik katliamlara, tahribatlara neden olmasına, olma çabalarına rağmen ilerliyoruz…
 
Her biri, başka ülkelerde, toplumlarda olsa ciddi çöküşlere, iç savaşlara, büyük kaoslara yol açacak o kadar çok badire atlattık ve hala da atlatıyoruz ki “resilience” (esneklik, elastikiyet, çabuk iyileşebilme) katsayısı en yüksek ülkeler sıralamasında (böyle bir sıralama yapılsa şayet), belki de açık ara birinci oluruz…
 
Kuşkusuz dışardan ve içerden ne yapılırsa yapılsın bir türlü yere serilemeyişimizin en önemli sebebi; 95 yıl önce dahiyane bir fütürist bakışa sahip Atatürk’ümüz tarafından ilkeleri de oluşturularak temelleri atılan laik cumhuriyetimiz, demokrasimiz. Hala örnek gösterilen askeri, siyasi, politik, ekonomik manevralar ile sömürgen ülkelere ters köşe yaptırılarak kurulan laik Türkiye Cumhuriyeti ve gerçekten bir Tanrı lütfu olan her köşesi cennet topraklarımız, vatanımız.
 
Bir türlü yıkılamayışımızın diğer bir nedeni de aslında dünyamızın, genel olarak, öncesi-sırası ve sonrası sarsıntıları müthiş olacak yepyeni bir çağa dönüşüm sürecinden geçmesi…

Şunu demek istiyorum; olan, biten bize özel değil! Sadece biz, Türkiye’miz hedef tahtası değiliz!.  Ve aslında kimse, tüm dünya bize karşı değil! Herkes kendinden yana!.. Olay bu!..
 
Ülkeler, gelecekle gelmekte olan büyük dalgayı, muhteşem dönüşümü algıladılar ve giderek dozu artan biçimde çöküşlerden, kayıplardan paçalarını kurtarmak; kazananlardan, dalganın üstünde kalanlardan olmak için debeleniyorlar. Eski usul yöntemlerle güçlerini koruyabildikleri kadar korumak hatta daha da büyütmek istiyorlar.  
 
Geçişi atlatmak, oyunda kalmak, oyun kurucu olmaya devam etmek isteyenlerin geleceğin istediği kaynakları sağlamaları, yaratmaları, aynı zamanda da eski kaynaklarından olabildiğince yararlanmaya devam etmeleri, güçlerini korumaları, kullanmaları gerekiyor. Bunun için bir taraftan geleceğe hazırlanırken, öte taraftan petrol, silah/savaş/terör, yolsuzluk sarmalı ile sömürüye dayalı kapitalist sistemi sürdürme gayreti içindeler. Ve tabii ki tüm bunlardan biz de payımıza düşenleri yaşıyoruz. Olay bu kadar net, o kadar anlaşılabilir durumda…
 
“Bir tek bize, hep bize, en çok bize” diye abartmayıp, saptırmayıp, sızlanmayıp, birbirimizi darlamayıp olaya, geleceğe, büyük transformasyona doğru teşhis koymamız lazım. 


İrili ufaklı sayısız çalkantı, sıra dışı ekonomik suikast/saldırı/savaş/terör dediğimiz ve döviz krizi, aşırı kur dalgalanmaları şeklinde gerçekleşen, olumsuz sonuçlarına katlandığımız durum; aslında büyük,  hatta devrimsel nitelikteki devasa ve küresel dönüşümün küresel yansımasından başka bir şey değil.
 
Özellikle son 20 yılda, dünyada, her alanda eksponansiyel hız ve yaygınlıkta gelişen teknoloji temelli icatlarla insanlık dönüşüyor. Tam bir “Dijital Medeniyetlere Geçiş” çağındayız. İlaveten çevre koşullarındaki dramatik değişimler; elbette devrimsel şiddette ve yıkıcı olacaktı. Oluyor da… Üstelik daha ilk aşamalardayız, geçiş, transformasyon henüz başladı… Sabırlı, kuvvetli, çalışkan, disiplinli olmamız; kendimize, ailemize, toplumumuza, tüm insanlığa kenetlenmemiz lazım.
 
Bütün dünyanın etkilenmekte olduğu, en az 15-20 yıl hiç durmaksızın sallayacak, pek de ciddiye almadan içine ilerlediğimiz bir türbülans çağının ilk yıllarındayız ve etkilerini hissetmeye yeni başladık. Konu bu!
 
Kuşkusuz çok fazla risk var, ancak sayısız fırsatla beraber... Biliyorsunuz, risk hiçbir zaman yalnız yolculuk etmiyor. “Fırsatlar” ona daima eşlik ediyor. O yüzden bence biz, fırsatlara ve yapılacaklara odaklansak ve o doğrultuda bir milli, toplumsal şuur, seferberlik oluştursak gelecek için çok daha akıllıca, kazandırıcı bir yol seçmiş oluruz. 
 
Birey, aile, şirket, kurum, ülke olarak masadan kazananlardan biri olarak kalkmak için nelere odaklanmamız gerektiğini diğer soruları gelecek ay anlatacağım. Onlara çok dikkat edilsin lütfen…

 
Bu yazı Platin Dergisi için yazılmıştır.  @PLATINDERGI  Orijinal yazıyı okumak için aşağıdaki kupüre tıklayınız;

******************

Ufuk Tarhan'ın T-İnsan kitabı için > http://www.t-insan.com
Bireysel Antrenörlük almak için > https://goo.gl/6RfGXa 
Stratejik Danışmanlık, İş Tasarımı ve Avatarlığı hizmetlerimizden yararlanmak isterseniz;  lütfen > burayı tıklayınız 
Hizmetlerimiz & Eğitim &  Seminerlerimiz     I     M-GEN Resmi Sitesi (Referans ve Projelerimiz)
Ufuk Tarhan´ın yazı ve haberlerini  LinkedInInstagram, FacebookYouTubeTwitter 'dan takip edebilirsiniz.


 

0 Yorum

Bir Cevap Yazın